Karadag
Savaştan Dönenler PDF Yazdır e-Posta
Mustafa Önder tarafından yazıldı.   
Cuma, 06 Ağustos 2010 18:42

1914 Yılının Mayıs ayı sonlarında Karadağ’a gelen ailelerin, yaşları yirmi ile kırk arası olan gençleri, birkaç ay sonra seferberlik emriyle askere alındılar.

70 kişi gitmiş buradan, 7 kişi döndü” denir. Bazen de 77 kişinin gittiği söylenir. Esirlikten dönenler olarak, genelde, Soytaroğlu, Subaşı,  Zabit Şaban, Kör İbrahim ve Pomak İdris sayılır.  Ardından Salih Çavuş akla gelir. Sağır Şaban, akla gelmez pek. Niceden sonra Yetim İsmail, hatırlanır. Yetim İsmail,  kanımca Çanakkale’den öte gitmemiştir. Geriye kalan yedi kişi esirlikte kaldıkları için olsa gerek, dönenlerin yedi kişi olduğu söylenir.

914 yılında askere gidecek yaşta olanlar incelediğinde, sayılanların yanı sıra 1918-1920 yılı sonrası yaşayanlar ya kaçaktır ya da askerliğini seferberliğe katılmadan yaptıkları için isimleri dönenler listesinde sayılmaz.  Örneğin Karahasan oğlu Mehmet, 1914 yılında 32 yaşındadır ve askerliğini Sıhhiye olarak yaptığı, köyde Şuku Mustafa’nın bir kaza sonucu karnı yarılınca, onun yarılan karnını diktiği anlatılanlar arasındadır ama adı savaşa gidenler arasında anılmaz.

Bende anlatılanlara sadık kalarak bu konumda olanları seferberlikten dönenler listesine almadım. Yetim İsmail’i, Çanakkale Erenköy’de geçen bir anısı için listeye ekledim. Konu ilerde yapılacak olan araştırmalar sonunda biraz daha gelişecek ve netleşecek sanırım.

1) Hoca oğlu İdris:

Baba adı: Mehmet, Ana adı: Hanife, 1291(1875) Bogurlu doğumlu.

Pomak İdris, 1914 yılında 39 yaşındaydı. Kızı Fatma 12, Hafize 6 yaşındaydı. Seferberlikte Hicaz’da bulunduğu için arkadaşlarının kendisine Hacı diye takıldığı, Kıbrıs’ta esir kaldığı biliniyor. İdris, 1931 Yılında 56 yaşında öldü. 

-Pomak İdris, “İdris Kıbrıs adasında esir galmış, dört beş kişi sayarlardı; Soytar oğlu varmış, Subaşı… Şubaşı, gaynatayla beraber esir galmış; gaynana annadırdı, Kıbrısta. Soytaroğlu, daha birkaç kişi”  Damadı: Şevket Kumru  

 

 

 2)  Dede oğlu Salih:(Salih Çavuş)

 

Baba adı: Mustafa, Ana adı: Hanife, 1306(1890) Borva doğumlu. 

Dede oğlu Salih, 1914 Yılında 24 yaşındaydı. Oğlu Mehmet (1906) 7–8 yaşlarında; kızı Hatice(1914),  (Hatçe) kundaktaydı henüz. 

Salih Çavuş, İngilizlere esir düştü. Kanal Harekâtında boğulmak üzereyken bir su otuna tutunarak ölümden kurtuldu. Esir kampında aşçılık yaptığı biliniyor. Esirken evi yandı. Karısı Gülzade veremden öldü. Gülzade’nin ablası Fatma(Fadime) baktı çocuklarına. Fadime, kocası Pomakoğlu üstüne karı getirince evi ve kocasını terk etti.  Salih Çavuş esaretten dönünce enişte baldız evlendiler. Salih Önder, 29.10.1955’te 65 yaşında öldü.

 “Bağdat-Basra’da askermiş, Mısır taraflarında.” Oğlu Mustafa Önder(1927)

 

 

 3) Sarı Süleyman oğlu Şaban:(Zabit)

Baba adı: Hamit, Ana adı: Fatma, 1306 (1890) Borva doğumlu.

Zabit Şaban, 1914 yılında 24 yaşındaydı. Savaşa giderken karısı Fehime hamileydi. Esirlikten dönerken Biga Dikmen köyünden haber gönderdi. “Gelip beni alsınlar” diye.  Karadağ’ın girişinde, iki meşelerin yanında karşılayanlar arasında oğlu Süleyman’da (1914) vardı. “Kim bu çocuk, benim kucağıma veriyorsunuz?” diye sordu.  “Senin oğlun!” dediler. “Bu kadar zaman oldu mu?” dedi.  Evinin ıskalalarından(merdiven) çıkmakta zorlandığı ve İngilizlerden hep övgüyle söz ettiği anlatılır. Zabit(Şaban Durgut), 20.10.1963’te 70 yaşında öldü. 

 

 4)  Hüseyin Çavuş oğlu Ahmet:(Subaşı)

Baba adı: Mehmet, Ana adı: Ayşe, 1299(1883) Borva doğumlu.

Hüseyin Çavuş oğlu Ahmet, 1914 yılında 31 yaşındaydı. Oğlu Hüseyin 05, Ramazan 03, kızı Ayşe 01 yaşındaydı. İngilizlere esir düştü. Subaşı Ahmet(Ahmet Girgin), 06.03.1963’te 80 yaşında öldü.

“Gâvur gaçıvemiş. Bizim asker gaçıyo diye düşmüş peşine. Arkada bir taburu varmış, muhasaraya almışla. O zaman esir almışla”

 

 

 5)  Soytar oğlu Hüseyin:  

Baba adı: Mehmet, Ana adı: Ayşe, 1295 (1879) Borva doğumlu.

Soytar oğlu Hüseyin, 1914 yılında 35 yaşındaydı. Oğlu İsmail, 01 yaşında. Şakir 07 yaşında. Kızı tarife 12 yaşındaydı. Hüseyin İngilizlere esir düştü. Kıbrıs adasında esir kampında kaldığı biliniyor. Soytaroğlu(Hüseyin Özkan), 27.02.1971’de 90 yaşında öldü.“İngilizlerde e esir galdık, dedi. Bize hiç hakaret yapmadıla" derdi. Torunu: Sefer Özkan

“Bubam, gidipturu. Bubamları kapayıp turuymuşla. Zabitler, Subaşılar,  çok, çok ama esir alıp turuymuşlar, geldile. Kızı: Nesibe Türker 

 

6)  Sülecik oğlu İbrahim:(Kör İbrahim)

Baba adı: Mehmet, Ana adı: Ayşe, 1305(1889) Borva doğumlu. 

Sülecik oğlu İbrahim, 1914 yılında 23 yaşındaydı. Kızı Selime(1911) 03 yaşında. Oğlu Mehmet(1914), 01 yaşında. Esirlikten döndüğünde gözleri kör oldu. Gazi maaşı aldığı biliniyor.  Kör İbrahim(İbrahim Çalışkan), 20.08.1947’de 58 yaşında öldü.

 

 7)  Boz oğlu Şaban:(Sağır Şaban)

Baba adı: Mustafa, Ana adı: Gülsüm, 1301(1885) Gündüzlü doğumlu.

Boz oğlu Şaban(Molla Şaban), 1914 yılında 29 yaşında. Mısır’da top patlamış yakınında, kulakları sağır olmuş. Esirlikten dönünce, seferberlikte kalan Çolak Salih’in eşi Hasibe 1309(1893) ile evlenmiş. Sağır Şaban(Şaban Türe), 11.07.1973’te 88 yaşında öldü.

 

 8) Yetim İsmail Cengiz: 

Baba Adı: İsmail (ölü) Ana Adı: Hasibe, 1310 (1894) Sultaniye doğumlu.

Yetim İsmail, 1914 yılında 20 yaşındaydı. Kardeşi Salih(1901), 13 yaşında; kardeşi Adil (1906), 08 yaşında; kız kardeşi Fatma(1891), 23 yaşında; kız kardeşi Kebire(1908), 06 yaşındaydı.

“Yetim İsmail, ‘ben Karpuzlu'da(İpsala) tek kişi nöbet tuttum, karakolda’derdi. Erenköyde, Rumlar bi manga gibi 5-6 kişiymişler, neyiymişler? ‘Çavuş akıllı bi adammış’ diyo, eğitim yaparmışlar orda;  düz bi yerde… Bunları görmüşler, ‘Erenköy’de’ diyo, ‘bizi gördüler’ diyo. Çavuş ateş ettirmemiş hemen. Tam menzile girince, yaklaşınca ‘bi ateş çektik’ diyo... Attan düşen geri gaçan, ‘bi çevirdik orasını’ diyo, ‘yaktık orasını’ diyo, ‘mermiyle yaktık’ diyo, ‘onlarda çemberden çıktılar’, diyo. Adem Önder

 

"Ben dedeme soruyordum. Siz harbe gittiniz, harbe katıldınız, nasıl oldu? 'Ayağımın topuğuna bir gülle parçası geldi. Ben bir hafta hastanede yattım; Çanakkale hastanesinde.'

"Diyordum, dede nasıl marş söylüyodunuz?

O da diyordu ki":

Zalım da moskof bozulmuş

Bomba duman ediyor evimi evimi

Evde de bıraktım telli de saçlı gelini gelini

Yaşımda onbeş nasıl kabul edeyim ölümü ölümü

 

Diye Allah Allah sesleriyle ilerleyip gidiyoduk diyodu" Torunu Cahit Balaban

 

  

 

Esir Kampları

 

(…) İngilizler ise, Süveyş’ten ve Çanakkale’den aldıkları esirleri Mısır’da hazırladıkları kamplara götürmüşlerdir. Ancak esirlerin çokluğu nedeniyle 1914 yılı sonundan başlayarak Kıbrıs, Malta, Hindistan Burman (Myanmar) gibi çok uzak ve çok farklı bölgelere de esir kampları yapımına başlamışlardır.

Türk esirleri önce Basra ve Bağdat’taki toplama kamplarında tutulmuş, daha sonra Mısır’daki kamplara deniz ve kara yoluyla götürülmüşlerdir. Basra’dan doğrudan doğruya Hindistan ve Burma’daki kamplara önce deniz yoluyla, sonra demir yoluyla götürülmüşlerdir.

İngilizler ayrıca Kıbrıs ve Malta adalarında da esir kampları kurmuşlar ve Mısır’daki kamplardan bazı esirleri bu adalara deniz yoluyla taşımışlardır.

 

 

Esirlerin Dönüşleri

 

İngilizler, ülkelerine geri dönen esirlerin tekrar kendilerine karşı kullanılabileceğini düşünüyorlardı. Esirler, zaman zaman aynı ülkenin içindeki farklı kamplarda, zaman zaman da farklı ülkelerdeki yer değişimine tabi tutuldularsa da, savaş boyunca ülkelerine izin verilmedi. Savaş bittiğinde bile, Türkleri serbest bırakmamışlardı. Bu durum 1920 ve 1921 yıllarına kadar devam etti. İngiltere bu yıllarda bir politika değişikliği yaparak çok sayıda Türk esirini İstanbul’a göndermeye başladı. Zira gönderdiği esir askerlerin İstanbul hükümeti birlikte Anadolu’da ki milli harekete karşı kullanılmasını istiyordu. İngilizler 1920-1921 yıllarında gönderdikleri esirlere, Ankara’daki milli hareket aleyhine propaganda yapıyorlar ve bir bakıma onları beyinlerini yıkayarak gönderiyorlardı. Elbette Ankara bu esir kafilelerinin arasında “özel” talimat” (Talimat-ı mahsusa) ile gönderilenler olduğunu biliyor ve tedbirini alıyordu. İngilizlerin elinde çok sayıda esir olduğundan, bunların gönderilmeleri uzun zaman almıştır. 1921 yılı 10 Nisan tarihine kadar Ruslarla İngilizlere esir olan Türklerden 10.532 er ve 8.231 subay dönmüştür. İngilizlere esir düşenlerin dönüşü 1922 yılına kadar devam etmiştir. Toplam olarak, İngiltere’den 112.583 esir dönmüştür.

Thatmiyo’daki esirlerin bir kısmı 1918’de, bir kısmı 1921’de, son kafilelerin de 1922 yılı sonlarında döndüğü sanılmaktadır. Dönüş için Thatmiyo’dan Rangoon’a getirilen esirler, buradan gemilerle önce Hindistan’a götürülmüş, oradaki Türk esirlerden bir kısmı alınarak Umman denizi yoluyla Kızıldeniz’e girilmiş, Süveyş kanalı geçilerek Akdeniz’e ve oradan da İstanbul’a ulaşılmıştır.

Bu esirlerden bir kısmı kendilerini yeni bir mücadelenin içinde bulmuş, hatta aralarından bazıları şehit olmuş, bazıları ise işgalci Yunanlılara tekrar esir düşmüşlerdir.

Geri dönüş için daha çok deniz yolu kullanılıyordu. Çok fazla gemi ayrılmadığından, esir kamplarından “posta”lar şeklinde geri dönüş başladı. Dönüşlerin 1920 yılı sonuna doğru büyük bir hız kazandığı anlaşılıyor. Esir subayların dosyalarının incelenmesinden, çoğunluğunun 1920-1921 yılında döndüğü görülüyor. Birinci kafile olarak genellikle subaylar gönderildi. 1920 yılının Nisan-Mayıs aylarında birinci kafile esirler gelmeye başladılar. Mısır, Hindistan ve Birmanya’daki esirler, uzun yolculuklardan sonra Temmuz ve Ağustos 1920’de Türkiye’ye ulaştılar. Kıbrıs’taki esirlerimiz ise  1920 yılı sonunda getirildiler. Bu arada, Mısır’daki Türk esirlerinden Türkiye dışına gidenlerde oldu. ...

Daha sonra İngilizlerle esir değişimi anlaşması yapıldı.23 Ekim 1921’de yapılan bu anlaşmanın ardından, İngilizlerde kalan diğer esirler gönderilmeye başlandı.

Birinci Dünya Savaşı’nda verdiğimiz esirlerin hepsinin dönüp dönmediğini kesinlikle tespit etmek mümkün olmamıştır. 1925 yılı sonunda ve 1926 yılında esirlerimizin büyük bir çoğunluğu yurda gelmişe de, gelmeyen esirlerimizin olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 22 Şubat 1926’da yurt dışında kalan esirlerimizin yurda döndürülmeleri meselesini görüşmüş ve “Rusya’da dağınık halde bulunan harp esirlerinin sevk-i muamelesine tabi tutulmaları hakkında kanun”u çıkarmıştır. Buradan da anlaşılmaktadır ki, bazı esirlerimizin esareti 1926 yılına ve sonrasına kadar devam etmiştir.

 

Kaynak: Anne Ben Ölmedim İş Bankası Yayınları

 

Anılarına, Saygıyla!

 

SEFERBERLİK 

Eli silah tutanların gidişiydi bu 
Rediflerin, vay anam kur'asının. 
Çalgıların da insanlar gibi 
Zort zort edeni var 
Zom zom gideni var 
Uyandım davulun bağnazlığına 
Davulun, trampetin 
Gerilmiş derilerin muştusuna 
Seferberlikti bu, karşı durulmaz. 

Bir sesim vardı benim 
Bin sesim olsa n'olacak 
Çocukların sesiyle adam vurulmaz 
Kim getirdi bu savaşı ekmeğin beyazlığına 

Şimdilerdeki gibi anımsarım 
İkiz bebeklere benzerdi ekmekler 
Püren balı gibi kokardı 
Biz oldum olası ekmekle doyarız da 
Çocukluğum geldi aklıma. 

Hep savaşlardan mı kaldı bu yoksulluk 
Seferberlik derlerdi ben de bulundum içinde 
Pelit, ekmek ağacı, bal ağacıydı bizim Güney'de 
Çocuklar ya çok azdı, ya çok ağlamazdı 
Ya da ağlamaya vakit kalmazdı. 
Hastalık lekeli humma 
İlaç kınakınaydı 
Gitsin, gitsin de gelmesin 
Çocukluğum geliyor aklıma. 

                                  Ruhi Su

 
Öğrenim-İlkokul PDF Yazdır e-Posta
Mustafa Önder tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 02 Ağustos 2010 20:00

Borova’lılardan Hafız Raşit olarak bilinen Raşit Engin’in babasının Deli İmam olarak; Deli İmam'ın kardeşinin Hafız Ahmet olarak; Recep Yılmaz’ın, Dıramalı Molla Recep olarak anıldığı ve 1936’da Niğde'nin Bor ilçesine göç eden Şevket Conker’in, nam-ı diğer Deli Hoca'nın, Borova’da imamlık yaptığı anlatılardan bilinmektedir.

Pomak kökenlilerden ise, Mustafa Gündüz(Boz Hoca), İbrahim Uygun(Boz İbrahim), Molla Adem(Göksu), Molla Hasan(Mert), (Molla Hasan’ın mezar taşında, Molla Mustafa oğlu Molla Hasan yazdığına göre, babasının da Molla olduğu anlaşılıyor). Molla İdris(Bal), Molla Şaban(Türe) ve Molla Selim(Erez)’in Bulgaristan’da din eğitimi aldıkları biliniyor.

Göçten sonra, Karadağ İlkokulu açılmazdan önce, köyün ilk okuyanları olarak, Tevfik Uygun(1909-1988), Mustafa Engin(1910-1979) ve Ali Dündar’ın(1909-1988), Bahadırlı’da 6 (altı) sene medrese eğitimi gördükten sonra 1928 yılında açılan Bahadırlı İlkokulunda 3 (üç) sene okuyarak diploma aldıkları anlatılır.

Ahmet Arslan(1904), nam-ı diğer Molla Ahmet’in Kocayayla’da okuyup, Molla ünvanını aldıktan sonra Darülşafaka Lisesinde 1 (bir) yıl okuduğu. Çocukları Şaban(1933) ve Necati’yi(1935), 1943 yılında Çan’a ilkokula gönderdiği ardından da Çan’a göç ettiği bilinir. Rıza Engin(1926), üç sınıflı Kocayayla İlkokulunda ilköğrenimini bitirerek 1938-39 ders yılı sonunda 2.5.1939 tarihinde diploma aldığı ve daha sonra Çan ilkokuluna giderek 5 (beş) yıllık ilköğrenimini tamamladığı vakidir. İsmet Dündar(1936)’ın ise İlyasağa İlkokuluna gittiği biliniyor.

Dr. Selçuk Uygun’un Çanakkale’de Eğitim ve Okullar Tarihi (1839-2009) kitabında, Çan ilçesinde açılan ilkokullar şöyle sıralanıyor:

18 Eylül İlkokulu 1924, Etili İlkokulu 1924, Kulfal İlkokulu 1925, Kalburcu İlkokulu 1926, Kocayayla İlkokulu 1927, Bahadırlı İlkokulu 1928,  İlyasağa İlkokulu 1928, Kumarlar İlkokulu 1928, Çomaklı İlkokulu 1928, Durali İlkokulu 1930, Yaya İlkokulu 1930, Helvacı İlkokulu 1930, Karakoca İlkokulu 1931, Maltepe İlkokulu 1939, Ahlatlı-Şerbetli 1939, Yeniçeri İlkokulu 1939, Çaltıkara İlkokulu 1941, Keçiağılı İlkokulu 1941, Üvezdere İlkokulu 1943, Süle İlkokulu 1944, Söğütalan İlkokulu 1946, Hacılar İlkokulu 1946, Karlı İlkokulu 1946, Altıkulaç İlkokulu 1947, Büyükpaşa İlkokulu 1947, Semedeli İlkokulu 1947, Derenti İlkokulu 1948, Küçüklü İlkokulu 1949, Karadağ İlkokulu 1946(1949 olmalı)…

Aynı eserde, 71 okul yer alıyor ve son açılan okul olarak Çekiçler İlkokulun açılış tarihi 1977 olarak gösteriliyor. Karadağ ilkokulu 28. veya 29. sırada yer alıyor.

 

Karadağ Köyü İlkokulu

Karadağ Köyü İlkokulu, 1949 yılında köylüler tarafından elbirliği ile inşa edildi. Tek katlı,  taş duvarlı, iki sınıf, bir öğretmen odası ve bir salondan oluşan okulun tabanı ve tavanı ahşap döşeme olup, sınıfların altında bodrum bulunmaktaydı. Okulun arka kısmında bulunan bir adet lojman ise daha sonraki yıllarda sınıf olarak kullanılmıştır.

Karadağ İlkokulu 1949-1950 Öğrenim döneminde eğitime başladı. 07-16 yaş arası öğrenim çağındaki çocukların okuması gerekirken, yeterli sınıf olmaması nedeniyle 08-16 yaş grubunu teşkil eden 1933-1941 doğumlular ilkokula başladı. Karadağ İlkokulu ilk mezunlarını 1953-54 Öğretim Yılında 12 kişi olarak verdi. İlk yapılan okul binası 1964-1965 Öğrenim Yılı mezunlarını verdikten sonra yıkılmış ve yerine yenisi yapılmıştır.

Öğretmenler:

 

Adı-Soyadı:

Görevi: 

Öğretim Yılı 

İbrahim Haktanır

Öğretmen

1949-1950

Mustafa Merdan

Başöğretmen

1949-1951

Mustafa Güreşçi

Öğretmen

1952-1953

Hüseyin Bozkurt

Öğretmen

1952-1953

Abdullah Yonar

Öğretmen

1953-1954

Yılmaz Aykaş

Öğretmen

1953-1954 

Yavuz Batuk

Başöğretmen

1953-54/1954-55

Zeki Sezer

Öğretmen

1954-1955

Tevfik Uğurlu

Öğretmen

1955-1956

Naciye Uğurlu

Öğretmen

1955-1956

Hasan Tural

Öğretmen

1955-1956

Hüseyin Demir

Öğretmen

1956-1957?

Mehmet Karaduman

Öğretmen

1957-1958

Sabri Damar

Başöğretmen

1957-58/1958-59 

Şinasi Oğuz Akgün

Başöğretmen

1959-1960

Turgut Reyhan

Er Öğretmen

1959-60/1960-61

Önder Kırıkkaya

Er Öğretmen

1959-60/1960-61

Bilal Mollaahmetoğlu   

Yed. Sub. Başöğretmen

1959-60/1960-61

Hüseyin Şevik

İlkokul Müdürü

1962-63/1963-64

Semih Esen

Er Öğretmen

1962-63/1963-64

Kemal Erdoğan

Er Öğretmen

1962-63/1963-64

Servet Hatunoğlu

İlkokul Müdürü

1964-65/1965-66

Necdet Pamuk

İlkokul Müdürü

1965-1980

Ernur Gökhan

Er Öğretmen

1965-1966?

Hikmet Coşkun

Öğretmen

1965-1966

Mehmet Özer

Öğretmen

1967-1969

Salih Dizman

Öğretmen

1968-1975

İsmet Vardar

Öğretmen

1969-1974

Hasan Uysal

Öğretmen

1970-1971

Fatma Zengin(Kıral)

Öğretmen

1970-1984

M. Emin Zengin

İlkokul Müdürü

1973-1984

Hasan Tural

Öğretmen

1974-1978

Hasan Güven

Öğretmen

1983-1984

Şerife Güven

Öğretmen

1983-1984

Recep Gül

İlkokul Müdürü

1984-1988?

 

Not: öğretmenlik yapılan yıllar daha çok sözlü kaynaklardan derlenmiştir. eksiklik ve hata bildirilirse çok teşekkür edilir. m.önder

İmamlar/Hocalar

Adı Soyadı

Mustafa Gündüz

Doğ. Yeri/Doğ-Ölm. Tar.

Gündüzlü 1856-1949

Görev Yılları

1914

(Hafız)Raşit Engin

Borova 1874-1952

1921 ve 1934

Ferhat Hoca (Çerkez Hoca)

Biga-Çerkezdere

1948-1949

Hafız Mehmet

Biga-Aptiağa Çitliği

1950-1952

Mustafa Hoca (Yılmaz)

Biga Çeltik köyü

1954-55-56?

Fahrettin Abacıoğlu

1939/Karadağ

1958-1959(2 yıl)

Hafız Mustafa

Çan-Hurma köy

1961-1962

Ali Selim Tekin

Çan-Kocayayla

1962-63 yılları

Molla Mustafa(Karasakal)

Çan-Tepeköy

1963-64-65 yılları

Ömer Fevzi Bilir

1947/Çan-Karlı köy

16 Haz.1966/Kas.1967

Muharrem Coşkun

1943/Lâpseki-Eçi

30.11.1967-1981

Maznun Elçin

Çan-Kocayayla

1981-1983?

Murat Orta  

Çan-Terzialan

1983-1989l?

Âdem Bayır

1949/Çan-İlyasağa

1995-1997 (2 yıl)

Ziya Kobak

Çan-Danapınar

1997-2001

Ömer Fevzi Bilir

1947/Çan-Karlıköy

2001-2002

Erol Karakaya

1974/Çan-Asmalı

Aralık 2002- 2005

Şevket Toker

Ezine-Pınarbaşı

2005-2006

Ahmet Halı

Çan-Asmalı

2006-2010

...

Son Güncelleme: Pazartesi, 03 Ocak 2011 10:21
 
muhtarlar PDF Yazdır e-Posta
Mustafa Önder tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 02 Ağustos 2010 19:25

Muhtarlık sisteminin Bulgaristan’da da olduğu bilinmektedir. Garagöz oğlu Ahmet, 1904 Yılında Beliç(Belitsa) köyünde muhtarlık yapmış.1 Ali Uyanık’ın dedesi Kara Mehmet’in de Beliç’te muhtarlık yaptığını anlatılardan biliyoruz. Borova muhtarları ile ilgili herhangi bir duyum yok.

 

Karadağ’da, 1943 öncesi muhtarları tesbit etmek için sözlü kaynaklardan yararlanılmıştır. Ali Ağa'nın, köyde Rumlardan kalan kiliseye koyun kapatılması üzerine köye gelen Yunanlı askerlerce dövülmesi ve  1934'de soyadları verilirken muhtar olması. Pomakoğlu'nun ise, köye mübadelede gönderilen Filorinalılar ile ilgili anlatı. Raşit Hoca’nın(?)… Ahmet Arslan’ın köy camisinin yapımı. Veli Kök’ün ise Mustafa Yımaz'ın öldürülmesi olayı üzerine olan anlatılanlardan çıkarılmıştır.

1943 Yılı ve sonrası ise nikâh defterlerinden ve yerel seçim tarihlerinden yararlanarak tespit edildi. Muhtarlıktan ayrılma durumlarında, birinci azaların vekâleten yürütmesi veya yenilenen seçimlerde ise nikâh defterleri ve anlatılara dayanarak tarihlendirildi.

Örneğin, 1955 Yerel Seçimlerinde seçilen Ali Dündar’ın, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi nedeniyle ancak 1963’te yapılabilen seçimlerden önce 1961’de muhtarlığı bırakması üzerine, Ali(Şevket) Saraçoğlu’nun vekâlet etmesi. 1963 Yılı seçimlerinde muhtar olan Yusuf Kaya’nın, toplanan kurban derileri ile ilgili yaşanan bir tartışmanın ardından istifa etmesinden sonra Ahmet Zengin’in vekâlet etmesi. 1968’de seçilen Cevat Mert’in, 1969 Yılında bütün azaların istifa etmeleri üzerine yapılan seçimlerde kimsenin oy kullanmadığı için tekrar seçim yapılması üzerine Mustafa Çetin’in muhtar olması. 1970’de yapılan seçimlerde muhtar olan Ramazan Abacıoğlu’nun istifası üzerine de Şerafettin Günaydın’ın vekâlet etmesi. Nuri Saraçoğlu’nun istifasının ardından, Ramazan Tanrıkulu’nun; Sami Engin’in istifasının ardından ise Seyfi Girgin’in vekâlet etmesi gibi...  

Adı Soyadı

Doğ. Ölm. Tarihi

Muhtarlık Yılları

  Ali Saraçoğlu(Ali ağa)                     

1884-1952

1921 ve 1934

  Mehmet Pamuk(Pomak oğlu)

1884-1944

1925

  Ahmet Arslan(Molla Ahmet)

1904-1992

1933

  Raşit Engin(Raşit Hoca)

1875-1952

19??

  Veli Kök

1902-1952

1940-1943?

  Hasan Ceylan(Hasanaki)

1886-1957

1943-1946

  Ali Dündar(Ali Çavuş)   

1909-1988

1947-1950

  Ahmet Kumru(Dereli)

1912-1985

1950-1952

  Ali Zengin

1902-1971

1953-1954

  Ali Dündar

 1909-1988

1955-1961

  Ali (Şevket) Saraçoğlu

1916-1979

1961-1963

  Yusuf Kaya

1921-1986

1963-1964

  Ahmet Zengin

1931

1964

  Sait Nair

  Cevat Mert

1932-2004

1928-1984

1964-1968

1968-1969

  Mustafa Çetin

 1920-1993

1969-1970 

  Ramazan Abacıoğlu

1921-1983

1970

  Şerafettin Günaydın

1926-200

1970-1973

  Nuri Saraçoğlu

1926-200

1973-1976

  Ramazan Tanrıkulu

1924-1992

1976-1977

  Mustafa Çetin

 1920-1993

1977-1984 

  Bekir Dizman

1944

1984-1989

  Sami Engin

1936-1999

1989-1993

  Seyfi Girgin

1952-2007

 1993-1994

  Hikmet Önder

 1962

 1994-2009 ve ötesi...

 

 

 1) İgnat Bedrov, İstoriya Na Borovo, Sredini Rodopi, Sofiya 2003

 

Son Güncelleme: Cuma, 06 Ağustos 2010 11:50
 
Karadağ Rumları PDF Yazdır e-Posta
Mustafa Önder tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 02 Ağustos 2010 19:01

 

Μαυροβουνιους ρωμαιους  

Karadağ Köyünde yaşamış olan Rumların Karadağ'a ne zaman geldikleri bilinmemekle birlikte, Biga yöresinden gelip Karadağ’a yerleştikleri; zanaatkâr insanlar oldukları, baca ve duvar ustalığı, marangozluk ve değirmencilik yaptıkları ve 1914 yılında askerler tarafından tehcir edildikten sonra Yunanistan’a gittikleri biliniyor.

***

Türkler tarafından fethedildikten sonra 16. yüzyıla dek Çanakkale bölgesinde gerek kıyılarında gerekse iç bölgelerinde Ortodoks Hıristiyan nüfusu olan köylerden söz edilmemektedir. Anagnostopulu’ya göre 1750’den önce sakinleri Türkçe konuşan Rum olan köylere yalnız kuzey kesiminde rastlanmaktadır. Örneğin Biga kentinde; kent Rumlarının bir bölümü orada daha eskiden beri yaşıyor olmalıydı.

Biga kazasında 68.184 kişilik toplam nüfus içinde Sotiriadis’e göre 1912’de 9.100 Hellen vardı ve Hellenler tüm sakinlerin %13,3’ünü oluşturuyorlardı. Anagnostopulu’ya göre Biga kazasındaki Rumlar, Sotiriadis’in bize bildirdiği gibi 9.100 kişi değil de, 5.770 kişi ile 60 aileden ibarettiler. Bunlardan 30 aile, daha 350 kişiyle birlikte, İskenderköy’de ikamet ediyor ve Bulgarca konuşuyordu. Onlar daha sonra Bulgaristan’a göç etmişlerdir.

Toplam 5.770 Rum’dan bazıları Rumca bazıları Türkçe konuşan 2.500 kişi, kazanın aynı adı taşıyan merkezinde yerleşikti; bu Rumlar, nüfusun %33,3’ünü oluşturuyor ve orada 5.000 Türk’le birlikte yaşıyorlardı. Geriye kalan Rumlar kazanın taşra kesimine yerleşiktiler. Ayrıntılı olarak, Rumca konuşan 750 Ortodoks Hıristiyan, Aksaz köyüne yerleşikti; bu Hıristiyanlar oraya Trakya’dan gelmiş ve balıkçılık uğraşıyorlardı. Rumca konuşan 200 Rum İnceköy’de, 750 Rum Karadağ köyünde, yine Rumca konuşan 1.000 Rum da Demirciköy’de yaşıyorlardı.” (1)

Osmanlı Temettuat defterlerinde yer alan 1875-1876 Yıllarına ait nüfus sayımlarına göre, Biga sancağı Çan nahiyesindeki Rum erkek nüfusu 1875 yılı için 170 kişi, 1876 yılı içinse 199 kişi olarak verilmektedir. Cuine'tin seyahatnamesinde Çan'daki Rum nüfus (kadın/erkek) 1894 yılı için 500 kişi olarak gösterilmektedir.(2) Çan nahiyesinde başka Rum köyü olmadığına göre söz konusu Rumlar, Karadağ Rum'larıdır.

1895-1901 Tarihleri arasında Rum Patrikhanesine bağlı olan İptidai dereceli Karadağ Rum Okulunun açılış tarihi bilinmiyor. Ruhsatname altığı tarihse 23 Nisan 1894.(3)

Karadağ Rum okulunda 1895-96, 1896-97 Yıllarında öğrenci sayıları yer almazken, 1897-98 Yıllarında 40 erkek 35 kız. 1898-99 yıllarında 40 erkek 16 kız. 1900-1901 yıllarında ise 40 erkek 16 kız öğrenci yer almaktadır.(4)

Çanakkale merkez ve kazalarında bulunan 23 Rum okulundan 6 tanesinin açılış tarihleri 1842, 1870, 1885, 1885, 1844 ve 1872 olarak yer aldığı halde geriye kalanların açılış tarihi bilinmiyor. Ruhsatname alındığı yıl olarak da, 2 Okulun 10 Haziran 1892, diğerleri ise 23 Nisan 1894, 22 Mayıs 1984 ve 16 Kasım 1894 olarak gözükmektedir.

1913-1914 yılında Rum okullarının sayısında önemli bir azalma olmuş; 14 olan ibtidai sayısı 8’e inmiştir.(5)

Anlaşılıyor ki Çanakkale ilindeki Rumların bir bölümü bu yıllarda göç etmiş/ettirilmiştir. Karadağ Rumlarının ise 1914 Yılı Mayıs ayında tehcir ettirildiği kesindir ve anlatılar bunu desteklemektedir.

Bilindiği üzere, Yunanlılar 02.07.1920 tarihinde Biga’yı işgal ettikten 5 (beş) ay sonra Çan’a girmişler ve 12.09.1922 tarihinde çekilmişlerdir. Anlatılardan çıkarılabildiği kadarıyla, Karadağlı Rumların bir kısmı 1921 Yılının bahar aylarında köye dönmüşler ve 2-3 ay kadar kaldıktan sonra tekrar Yunanistan’a gitmişler.

 ***

 

Karadağ Rumlarının bazıları 1998 Yılında köyü ziyarete gelmişler. Son olarakta 2010 Nisan ayında iki grup olarak köyü ziyarete geldiklerinde; bazılarının Selanik’in Veria(Βέροια) ilçesinde, bazılarının ise Skidra(Σκυδρας) bölgesindeki Αρσενι –Πετρια –Λιποχωρι –Μαυροβουνι –Προφητης –Ηλιας -Καλη adlı köylerde yaşadıkları öğrenilmiştir. Nisan 2010’da Karadağ’a gezmeğe gelen Mihalis Papageorgiου, Arseni(Αρσενι)’de yaşamaktadır.

***

-1989 yılında bölgedeki (Skydra, Lipochoriou, Rizos, Sebastian, Karadağ ve Yeni Hayat) köylerinin birleşmesiyle belediye olmuş ve Skydra(Σκυδρας) olarak anılmaya başlamış.

-“Bu bölge Osmanlı egemenliği sırasında ve 1926 yılına kadar, Skidra Vertikop "olarak bilinen küçük bir köy idi. Bu ad Türkçe veya Slav dilinden gelir ve “Strifochori” anlamına gelir. (…) 1873 yılında Vertikop[‘ta] yaklaşık [olarak] 40 ev, 20 Rum ve 20 Türk vardı. (…) Çıkış tarihi için: Vertikop 17 Ekim 1912, Balkan savaşları sırasında Yunan Ordusu katkısı üzerine Türklerden kurtuldu. 1914 Trakya'dan birçok mülteci içinde ve Karadeniz bölgesinde yerleştiler.”6 

***

Aynı topraklarda, farklı zamanlarda yaşadığımız ve aynı çeşmelerin suyunu içtiğimiz ve de 'aynı güneşte çamaşır kurutulan' Karadağlı Rumların anısına; o dönemde çekilen acıları biraz olsun anlayabilmek için, Dr. Georgıos Nakracas’ın “Anadolu ve Rum Göçmenlerinin Kökeni” adlı kitabından Thedoros Çakalis’in anlatısıyla konumuzu bitirelim:

“Canımızı kurtarmak istiyorduk”  

1914 yılında köylerdeki Hıristiyanların Yunanistan’a gitmesi için emir geldi. Bu emrin çıkış nedenini ne o zaman, öğrendik, ne de şimdi biliyoruz.

Bize Karabiga’ya inmemiz söylendi, gemiye oradan binecektik. Yanımıza bohçaya giyeceklerimizden başka hiçbir şey almadık. Karabiga’da bir gece kaldık. Denizde bizi götürecek olan Türk gemisi bekliyordu.

Gemiye binmeden önce içindekileri görsünler diye elimizdeki bohçaları açıyorduk. Para ve altın götürmemiz yasaktı. Türkler eşyalarımız arasından gözlerine kestirdiklerini alıyorlardı.

Deniz suyu sığ olduğundan gemi karaya yanaşamamıştı. Gemiye gitmek için kayıklara bindik. Bohçaları elimizde tutmakta güçlük çekiyorduk. Türkler bize: “Bir mecidiye verirsen bohçanı arkan sıra atarım” diyordu. Verecek paran yoksa bohçanı alı koyuyorlardı.

Gemi bizi Selanik’e götürdü. Oradan bizi Venizeolohori’ye ve Koriça’ya götürdüler. Koriça’da dört yıl kaldık. Küçük çocuklar okula başladı.

1918’de büyük savaş bitti. Ateşkes de yapılınca Türkiye’deki köylerimize geri dönebileceğimizi söylediler. Aramızdan pek çoğu iş bulmuş, Yunanistan’a alışmıştı, geri dönmek istemiyordu.

Ama bir kısım insan geri döndü. Yetmiş hanelik köyümüzden otuz hanesi Yunanistan’da kaldı. Biz kırk hane İnceköy’e geri döndük. Evlerimize geri girdik. Bizim bulunmadığımız dört yıl içinde evlerimize yerleşmiş olan Türkler evlerimizi boşalttı, bize geri verdiler.

Kötülük bu üç yıl sonunda, 1922’nin yazında başladı. Aylardan ya Ağustos ya Eylül’dü. Çeteler köyleri kuşatıyor, Hıristiyanların mallarını yağma ediyor, sonra da onları öldürüyorlardı. Sıranın bize geldiğini anlamıştık. Çeteler bizi de kuşatmıştı. Tanıdığımız Türklere “Halimiz ne olacak? Çeteler hepimizi kesecek! Kurbanlık mı olacağız?” diyorduk.

Türkler bize “Biga’ya gidin, orda daha emniyette olursunuz ,” dediler.

Çırılçıplak yollara koyulduk. Yanımıza bir şey almadık. Canımızı kurtarmak istiyorduk.

Biga’da bizi Rum evlerine yerleştirdiler.

O zaman denizde demirli duran İngiliz gemilerinden gelen İngilizler Hıristiyanlara: “Kapılarınızı, camlarınızı açık bırakabilirsiniz. Kimse size bir kötülük yapmayacak.,” dedi. Oysa onların gittiği ertesi gün, bilmiyorum neden, felaket başladı.

Aynı gece Hıristiyanları kesmeye başladılar. Katliam sabaha kadar sürdü.

İnsanlar çılgına dönmüştü. Kimse nereye saklanacağını bilmiyordu. Pek çok insan kurtulmak umuduyla dere yatağına saklandı.

Çetecinin biri yanıma gelip tam bıçağını gırtlağıma dayamıştı ki Türk’ün biri onu durdurdu. Bu adam daha sonra bana: “Anneni al. Doğru Kaymakama gidin,” dedi.

Sabahleyin emir çıktı. Gelen emre göre katliamdan kurtulanların toplanıp Deapköy denen yerdeki eski Türk kışlalarına gitmesi gerekiyordu. Bizi birbirimize yapışık nizam oturttular. Etrafımız silahlarla, makineli tüfeklerle çevriliydi. Her an ölümü bekliyorduk. Bütün bir geceyi böyle geçirdik. Bize ne yapacaklarına karar vermek üzere emir beklediklerini duyduk. Gelen emirde: “Onlara zarar vermeyeceksiniz, Bigalılar iyi insanlar,” diyordu. O zaman bizi ayırmaya başladılar. Yaşlı, kadın ve çocuklar gemiye binip Yunanistan’a gitmek üzere kağnı arabalarının üzerinde Karabiga’ya gittiler. Onları Aleksandropoli’ye (Dedeağaç) götürdüler. Askerlik çağında olan biz erkekleri bir araya topladılar. Bizi Biga’dan Bayramiç’e oradan da Artaki’ye, Gonia’ya, Faneromeni’ye ve Bandırma’ya götürdüler. Yol yapımında çalışıyor, taş taşıyıp taş kırıyorduk. Bütün ağır işleri biz yapıyorduk. Böylece Balıkesir’e gidip oradan İzmir’e indik. İzmir’de toplanan diğer Hıristiyanlarla beraber gemiler binip Yunanistan’a geldik.

Diğer göçmenlere sora sora bizimkilerin Selanik’te bulunduğunu öğrendik. Onları bulduk ve hepimiz Aziz Paraskevi’ye yerleştik. Thedoros Çakalis (Yunanistan)  

1. Anadolu ve Rum Göçmenlerinin kökeni Dr. Georgıos Nakracas, s. 115-117 -Belge Yayınları 

2.Yrd.Doç.Dr. Şerif Korkmaz, ÇOMÜ

3. ÇOMÜ Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı Sayı II, s. 182

4. ÇOMÜ Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı Sayı II, s. 184    

5. ÇOMÜ Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı Sayı II, s. 200-206

 6.  www.skydra.gr

Not: Karadağ Rumları ile ilgili çalışmanın kısa bir bölümü burada yayımlanmıştır. M.Önder

 

 

 

 

 

Son Güncelleme: Salı, 22 Mart 2011 09:34
 
karadağ tarihçe PDF Yazdır e-Posta
Mustafa Önder tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 02 Ağustos 2010 18:06

İlk kuruluş tarihi bilinmeyen Karadağ Köyü’nün, “yazları Çan kazasında yaylanan, kışları Edremit’te kışlayan Karadağ cemaati tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir.” (1)

Şimdiki köy mezarlığının bulunduğu yerde “Dede Mezarı” denilen yuvarlakça ve iri bir mezar taşının bulunması ve mezarlığın yanından geçen yoldan zaman zaman insan kemiklerinin çıkması ve yeni mezar yeri kazılırken tuğla ile kapatılmış veya örülmüş mezarlara rastlanması burasının daha önce de mezarlık olduğunu göstermektedir. Ayrıca bir Rum maşatlığının da var olması, Karadağ’da Rumlardan önce Türklerin yaşadığını doğruluyor.

Köyde yaşamış olan Rumların Karadağ’a ne zaman geldiği bilinmemekle birlikte, Biga yöresinden gelip Karadağ’a yerleştikleri, zanaatkâr insanlar olduğu, baca ve duvar ustalığı, marangozluk ve değirmencilik yaptıkları; 1914 yılında askerler tarafından köyden çıkarıldıktan sonra Yunanistan’a gittikleri biliniyor. Sotiriadis’e göre 1912 yılında Karadağ köyünde 750 Rum yaşıyordu. (2)

Karadağ’ın şimdiki yaşayanları ise, 1914 yılında Bulgaristan’ın Hülbe(Plovdiv) ili İstanimaka(Asenovgrad) ilçesinin Borova köyünden 47 hane. Beliç(Belitsa) köyü 11 hane, Gündüzlü(Zornitsa) 8 hane, Ustiritsa 3 hane. Dırama’dan 4 hane, Razgart(Hazargrad)? kasabası’nın Sultaniye köyünden 8 hane, Debreibala’dan 10 hane Arnavut (sonraki yıllarda Arnavutlar köyü terk etti),  Manastır’dan 1 hane, Şumnu’dan 1 hane ve Hardelva’dan 1 hane olmak üzere toplam 97 hane olarak  geldikleri, Karadağ köyü kütüğünün 13.08.1332 (1916) tarihli kayıtlarından anlaşılıyor. (3) 

Borova ve Beliç’lilerin, Osmanlı ve Bulgaristan hükümetinin anlaşması sonucu 14 Mayıs 1914 tarihinde pasaport alarak, 19 Mayıs 1914 tarihinde Kara Biga’ya geldikleri, Pomakların ise(Ustiritsa, Gündüzlü, Sultaniye ve Drama) kaçak olarak geldikleri biliniyor.

Ayrıca Karadağ Köyü’ne 1923 Türk-Yunan Mübadelesinde Yunanistan Filorina’dan 28 hane(4) yerleştirilmiş ise de, Filorina'lılar köy yaşamına ayak uyduramayıp kısa zamanda köyü terk etmişlerdir.

1947 yılına değin Biga’ya bağlı olan Karadağ, 1947 yılında Çan’ın ilçe olmasıyla birlikte Çan’a bağlanmıştır.

 
1. TÜRKAY Cevdet, Başbakanlık Arşiv Belgelerine Göre Osmanlı İmparatorluğunda Aşiret, Oymak ve Cemaatler, İşaret Yayınları, İST, 1997 (www.akintarih.com)
2. Anadolu ve Rum Göçmenlerinin kökeni Dr. Georgıos Nakracas s. 115-117  Belge Yayınları
3. Köy Kütüğü Kayıtları
4. Köy Kütüğü Kayıtları

 

Son Güncelleme: Salı, 07 Eylül 2010 08:14
 


Cheap tickets