Kara Emin PDF Yazdır e-Posta
Mustafa Önder tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 22 Eylül 2010 06:38

Kara Emin

Aynı köydendik, ayrı mahallelerden. Adı her evde anılırdı mutlaka. "Kara Emin", "Kırk yalan Emin", "Eminlerin Emin!"

İki derenin birleştiği yerde kıraç ve sarp, böğürtlen çalılarıyla kaplı tarlası Cemal Deredeydi. Yaz günlerini kulübesinde geçirir küçük sürüsünü güderdi. Kışın ise aşağı mahalledeki evine döner, geceleri Kürdün kahvesine çıkardı. Bu kahveye sonraları Türkmen’in kahvesi dendi. Biz gençler ise bu kahveye, müşterileri ekseriya keçi çobanları olduğu için “keçi kulüp” derdik.

Gece yarısına doğru yaşlılar evlerine çekilince, kimi kimsesi, bekleyeni, evde yakacak odunu bulunmayan “kopuk” takımı, issiz güçsüz gençler oyalanırdı kahvede, sabah ezanına dek.

Devrimi beklediğimiz günlerdi. Türkülerin yerini marşlar almıştı. Kara Emin’in sohbetini o günlerde dinledim ilk. Sönmek üzere olan sobanın başında kendi halinde pinekleyen ve akşamdan bu yana kimseyle konuşmadan oturan “Tütün içen Ali” boşalan bir masaya kurulur:

“Emin ağa! Hele şöyle masamıza buyur, acı bir kahvemizi iç” diye seslenince, Kara Emin bu ilgiden memnun ama biraz nazlanacak olur. Tütün içen Ali, kahveciye “Ağama şekerli bir kahve, köpüklü olsun.” dedikten sonra, Emin Aga tabakasını toplar, omzuna asılı aba ceketini sırtına atar, masaya kurulurdu. Kahvesini höpürdeterek içerken ağırdan alır, herkesin başına toplanmasını beklerdi.

Kara Emin, her yıl bahar mevsiminde civar köylere gider, haftalarca oyalanır, sonunda birkaç keçiyle dönerdi. Bu hayvanları, ekseriye harman veresiye aldığı için de çoğu hastalıklı olurdu. Tüm yaz boyunca bunlarla cebelleşir, keçilerin birçoğu telef olur, sağ kalanları adam eder, iyi bir müşteri bulunca da satardı. Veya borcunu ödeyemez, eski sahipleri keçileri elinden alırdı. Emin ağa da bir türlü küçük sürüsünü çoğaltamaz, yoksulluktan kurtulamazdı.

“E, anlat bakalım ağam, sürü ne âlemde?”

Sohbetin tek konusu keçileriydi. Emin aga, kahvesini yudumlamış, hikâyesini kurgulamıştır. Keçileri kimden, kaça aldığını, nasıl pazarlık ettiğini, kaçının boynuzu kırık, hangisi tek meme, en yaşlı olanın ağzında kaç dişi var; hepsini tek tek tanıtırdı.

Yaptığı pazarlıktan sonra, sürünün yola nasıl koyulduğunu, hangi derede su içtiklerini, hangi tepede dinlendirdiğini, en ince ayrıntısına kadar anlatırdı. Sigara sarmak bahanesiyle yeni bir kurguya hazırlanırken, şekerli kahvesi söylenirdi.

Dereler geçilmiş, tepeler aşılmış, sürü (sürü dediği 6-7 keçi) Cemal Dereye yaklaşırken başlardı keçilerin çanlarını konuşturmaya. Önde yayılan keçinin zili “benim ağâm, benim ağaamm, Emin ağaaamm…” Yanda yayılan tekenin çanı ise “Bu dağlar senin, bu dağlar seninn, Eminnn” diye ötermiş.

Cura sesleri, tıkırdak sesleri, kaba çan ve zil sesleri bir birine karışır, kendinizi sürünün başında dağlarda sanırdınız.

Hikâye her gece değişerek sürer, çevresindekiler abarttığını, yalan attığını bile bile can kulağıyla dinlerdi Emin Agayı.

Beklediğimiz “devrim” gelmedi. Kentler tank gürültüsüyle, biz Paşanın tok sesiyle uyandık bir eylül günü. Ellerimiz kelepçeli götürülürken, birkaç azılı faşistin dışında herkes üzgündü…

Kimi okula, kimi kodese gitti, herkes bir yana dağıldı. Ben de “gözetim altında” geçen 3-5 günden sonra köydeki terzihanemi kapattım, şehre göçtüm. Yıllarca köyüme uğramadım. Düğün davetiyeleri aldım, ölüm haberleri geldi…

Sanırım, arada bir yanıma uğrayan akrabalarımın birinden aldım ölüm haberini.

“Karlı bir kış günüymüş. O gece sobanın başında keçi sürüsünü anlatırken baharı düşlemiş durmuş. Sigara molası uzamış, şekerli kahvesini keyifsiz içmiş. Herkesin “Eminka” diye andığı karısından söz etmiş uzun uzadıya. Cemal Derede yedisinde sele kapılan oğlunu anmış; onu çok göresi gelmiş…

Kürdün kahvesinin ışıkları sönünce evine yollanmış. Salih Çavuş’un çeşmesinin başında, sabah namazına giden Kara İsmail bulmuş ölüsünü. Tabakası elinde donmuş, gülümsemesi yüzünde!”

Aslında Emin Aganın nasıl öldüğünü bilmiyorum. Cemal Derede sele kapılan bir oğlu da hiç olmadı. Bu hikâyeye bu sonu ben uydurdum. Emin agayı şimdi anlıyorum. Aslında o edebiyat yapıyordu, iyi bir hikâyeciydi. Akıl edipte ona bir kahve bile ısmarla(ya)madım. Onu özlüyorum…

Köyümüzün Yaşar Kemal'ine, o güzel insanın anısına saygıyla!

 
Cheap tickets